Karakütük ile Çarhah,
Karakütük ne, çarhah ne mi,
Bizim köyün yaslandığı iki dağ,
Yan yana dururlar,
Önlerinden akan bizim çaydan başlarlar,
Çok yüksektirler çoook,
Maşaallah,
Aralarından bizim dere akar,
Bizim evin yanından aktığı için,
Bizim dere diyorum,
Karakütüğün dere diyenler de var, çarhah'ın dere diyenler de,
Karakütüğünen çarhahın dere diyenler de vardı,
Çarhahı öne alıp,
Çarhahınan karakütüğün dere diyenler de,
Köyün karşısında oturanlar da bizim dereye karşı dere derlerdi,
Köyün deresi diyenler,
Konuşurken sadece dere diyenler de olurdu,
'Derenin orası, Derenin burası' gibi,
Kim ne derse desin,
Nasıl adlandırırsa adlandırsın,
Dere aynı dere idi,
Yani dere bizim dere idi,
Dere bizim köyün deresi idi,
Dere herkesin deresi idi,
Karakütük ile çarhah için,
Herkes öyle istediği gibi konuşmazdı,
Karakütük karakütüktü,
Çarhahta çarhahtı,
Öyle bilinir, öyle söylenirdi,
Karşı çayırdan bakılınca,
Ki o bizim çayırdı,
Fakat karşı çayır derdik,
Bizim evin karşısında olduğu için mi,
Yoksa köyün karşısında olduğu için mi,
Ya da çayın karşı tarafında olduğu için mi,
Bilemedim ama,
Çayır karşıdaki çayırdı,
Ve çayır bizim çayırdı,
İçinde elma ağacı vardı,
Elmaları çok güzeldi,
Yeşilken hafif ekşi olurdu,
Kütür kütür yenirdi,
Hafifce sararmaya başlayınca da tadı bir başka güzel olurdu,
Maşaallah,
Çayır zamanı,
Gölgesinde oturup, yemek yer, çay içerdik,
Babalar, abiler de tırpan döverdi,
Zaman zaman da yan yatıp, uzanıp dinlenirlerdi,
Elma ağacının gölgesinde yatıp uyumayı çok severdim,
En çok da gövdesine yaslanıp,
Uzun uzun karşı dağları seyrederdim,
Uzun uzun karşı dağları seyrederdim,
Bizim karşı çayır dağ manzaralı idi,
Yani karakütük ile çarhah manzaralı idi,
Öylesine bakardım,
Uzun uzun dağların boylarına bakardım,
Yamaçlarına, taşlarına, ağaçlarına bakardım,
Bir karakütüğe bakardım, bir çarhaha bakardım,
Şehrin karşı yakasına bakar gibi,
Öylesine,
Bir resme bir tabloya bakar gibi,
Ya da bir kitabın sayfalarına bakar gibi,
Tekrar tekrar, uzun uzun bakardım,
Öylesine,
Çok az da olsa,
Ağaçlarına, ardıçlarına, meşelerine bakardım,
Her ikisini de en tepelerden en aşağılara kadar,
Sevgilinin saçları gibi gözlerimle tarardım,
Sevgilinin saçları gibi gözlerimle tarardım,
Karşıdan bakılınca,
Karakütük ile çarhah birbirlerine hiç ama hiç benzemezdi,
Ne taşları, ne toprakları, ne çalıları, ne de ağaçları,
Gevenleri, dikenleri bile farklı farklı idi,
Karakütük hafif koyu renkli,
Çarhah ise hafif açık renkli idi,
Her ikisi de ayrı bir güzeldi,
Yanyana küs gibi ya da birbirlerine inat gibi dururlardı,
Hele zirveleri birbirlerinden oldukça uzaktılar,
Aralarında yakınlıktan hiç bir eser yoktur sanki,
Öyle görürdüm,
Ya da öyle görünürlerdi,
Ama yine de,
Her ikisinin yakınlığını hissederdim de,
Zirvelerin tenhalarda buluştuğunu tahmin bile edemezdim,
Çocukluk arkadaşımdı bizim dere,
Hem eğlencem, hem de en yakın oyun alanımdı,
Hemen evimizin yanında,
Elli yüz metre yukarısına kadar gidebilirdim,
Daha yukarılara öyle yalnız bir başıma gidemezdim,
Daha doğrusu gitmezdim,
Merak etsen de gitmezsin,
Çünkü büyüklerin tembihleri var,
Korkutmuşlardır seni,
Ayıları var, domuzları var, kurtları var, canavarları var,
Akrebini, çakalını, yılanlarını saymıyorum bile,
Ayrıca karı, yağmuru, seli, çığı da var tabi,
Ya büyüklerin anlattığı hikayeleri,
Güzelliklere hiç yer kalmamış gibi,
Bizim derenin yukarısına gittikçe,
Karakütük ile Çarhah birbirine iyice yaklaşır, yakınlaşır,
Daha yukarılarına gidince,
İki dağın biribirine iyice benzeştiğini görürsün,
İki dağın biribirine iyice benzeştiğini görürsün,
Hele iki dağın biribirine kavuşup sarıldığı yerde,
Karakütük ile Çarhahı hiç ama hiç ayırt edemezsin,
Orada onları biribirinden ayıramazsın,
Dağların tokalaşıp sarıldığına,
Samimi bir şekilde kucaklaştığına şahitlik edebilirsin,
Zirvelerin gözlerden uzak buluşma yerleridir oralar,
Karakütük ile çarhahın,
Karşıdan bakılınca birbirinden uzak durmalarına,
Farklı görünmelerine aldanma,
Farklı görünmelerine aldanma,
Ayrı gayrı hiç sanma,
Onların kökleri aynı,
Yani,
Karakütük ile çarhah iki kardeş gibi,
Bizim derenin gözeleri de işte oradan doğar,
Dağların sarmaş dolaş olduğu yerden,
Birbirlerine kavuştukları ya da birbirlerinden ayrıldıkları yerden,
Bizim derenin suları işte oradan akmaya başlar,
Pırıl pırıl,
Berrak berrak,
Fakat maalesef aşağılara indikçe bulanmaya başlar,
Hele köyün içinde,
Elini sokmaya bile sakınır insan,
Karakütük ile çarhahı sevinç ile hüzüne de benzetirim,
Tezahürleri farklı farklı da olsa,
İçimizden gelirler,
Yani,
Sevinç ile hüzün de iki kardeş gibi,
Gözeleri de gözlerimize benzetirim,
Sevinçlerimizde de, hüzünlerimizde de akan,
Gözyaşlarımızın kaynakları gibi,
Gözelere çıkana kadar yorulursun,
Gözelerin başında bir güzel dinlenirsin,
Açlığını susuzluğunu giderirsin,
Nasıl mı,
Küçük sitil yanımızda,
İçinde de katık,
Köy yer,
Azıksız yola çıkılmaz,
Yol boyu şarkını türkünü de söylersin,
İçinden geldiği gibi,
İçinden geldiği gibi,
Mesela,
ikiiii dağııın araaasıındaaaa kalmışaaammm oyyy,
gibi,
Ya da mesela,
Dereeee boyuu kavaklaar,
Deree booyuu kavaklaar,
gibi,
Taşlar, kuşlar, ağaçlar, hepsi sana eşlik ederler,
Nerede kalmıştık,
Ha tamam,
Gözelerden sitiline doldur soğuk pırıl pırıl suyu,
Tahta kaşıkla katığı iyice çalkala,
Oldu sana çalkama,
İşte bildiğin ayran,
Dur dur duurrr,
Hemen içme,
İçine keteyi doğra,
Hafifçe üzerine bastır, karıştır,
Tamam şimdi kaşığı çalabilirsin,
Afiyet olsun,
İçecek mi,
Su,
Kaynağından,
Buyrun gözelerden,
Yerini hiçbir şey tutamaz,
Ama dikkat et,
Sakın gözeyi bulandırma,
Bulanırsa ne mi olur,
Soru mu şimdi,
Beklemek gerekir,
Taaa duruluncaya kadar,
Bulanık gözelerden su içemezsin,
Bulanık gözelerden su içilmez,
Duruluncaya kadar bekle,
İyice durulsun,
Sabrın su kesildiği anlardır,
Sabır, Sabır, Sabır, İnşaallah,
Aklıma ne geldi,
Bizim dereden yukarı çıkarken, gözelere varmadan,
Kocaman kocaman, büyük büyük taşlar vardı,
Tam o taşların olduğu yerde, çok eğlenirdik çook,
Türlü türlü oyunlar oynardık,
En çokta taşların karşısına geçip bağırırdık,
Taşlarda bize aynen cevap verirlerdi,
Daha gür, daha yankılı,
Her seferinde kelimeleri değiştirir,
Tekrar tekrar bağırırdık,
Tekrar tekrar bağırırdık,
Çocukluk işte n'aparsın,
Hemencecik her şeyi kolaylıkla oyuna çevirebilirsin,
Taşlar da hiç karşılıksız bırakmazlardı,
Hemen oyunumuza katılırlardı,
Biz kahkaha attıkça, taşlar da kahkaha atardı,
Her tarafı sevinç, neşe, coşku kaplardı,
Belli ki taşlar da oyun oynamayı seviyorlardı,
Oyun bu yalnız oynanmaz ki,
Hayat gibi,
Hayatta yalnız yaşanmaz değil mi,
Mızıkçılık etmeden, yakıp yıkmadan, kırıp, dökmeden,
Hep beraber, hep birlikte,
Oyun oynarken saatlerin nasıl geçtiğini pek anlamazdık,
Yanımızda saatte pek olmazdı,
Hayatta bir oyun gibi değil mi,
Ya işte böyle,
Biz de öyleyiz,
iki kardeş gibi,
iki kardeş gibi,
Kürt Türk,
Kadın Erkek
Alevi Sünni,
Müslüman Hıristiyan,
Sağcı Solcu,
Zengin Fakir,
Şehirli Köylü,
Hatta Akıllı Deli,
Hepimiz kardeşiz
Karakütük ile Çarhah gibi,
Özümüz bir,
Sözümüzün bir olması gerekmez,
Yeter ki hayrı söylesin,
Güzeli söylesin,
En önemlisi güzel güzel söylesin,
Taşlar mı,
Onlar da çok naif çook,
Herkes ağaç dikebilsin filan diyorum ya,
Taşlarda hiçbir kabalık ve sertlik görmedim,
Ama hiç,
Onların da gözyaşı dökenleri var,
Üzerlerinde bitki bitirenleri var,
Derenin içerisinde yuvarlanmış, parçalanmış taşları görürsün ki,
Bir yetimin başı gibi okşamadan, mümkünü yok dereyi geçemezsin,
Karakütükte de, çarhahta da,
Taşlar ile ağaçları yanyana görebilirsin,
Birbirlerine sarılıp tutunmuşlardır,
İçimden bir ses diyor ki,
Taşlar ile ağaçlar da iki kardeş gibi,
Ağaçların devri filan diyorum ya,
Umarım taşlar itiraz etmezler,
Taşların çok devirleri oldu,
Ağaçların da devri olsun,
Can taşıyorlar, nefisleri kalmasın,
di mi,
Ağaçların da devri olsun,
Hayırlı olsun,
Dünya durdukça kimse başka devir aramasın,
Hiç kimse, kabahati, suçu, devirlerde aramasın,

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder